Bağdat Caddesi No:293 A Blok D:5 34728
Kadıköy-İstanbul

Dark İstanbul

Dark Antoloji İkinci Kitap

Yazarlar: Aşkın Zengin Akkuş, Funda Özlem Şeran, Gökcan Şahin, Mehmet Berk Yaltırık, Nurgül Çelebi, Özlem Ertan, Uğur Kılınç, Samir Hamzaoğulları, Serhat Filiz
Yayınevi: Dark İstanbul Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Ebat: 13,5 x 21
Kâğıt: Enso Kitap Kâğıdı
İlk Baskı Yılı: 2021
Baskı Sayısı: 1. Basım
Dil: Türkçe
ISBN: 978-625-44301-8-3

 

KARANLIĞIN İSTİLASI İSTANBUL’UN CAN DAMARLARINDA!

“Dark İstanbul’un fantastik, korku, gizem, polisiye ve psikolojik gerilim yazarlarının uyarısıdır!”
Kendinize yarattığınız cehenneminizden kaçamayacaksınız. Kız kulesinden yükselen kanlı ayin çığlıkları, geçmişten alacaklı lanetli ruh, iblislere meydan okuyan Medusa, yarı insan yarı ucubelerin çağrıları, antika semaverin laneti, katil hayaletler, bakkalın üstündeki apartmandan yayılan dehşet, aynadaki başka suratlar, cadıların amansız savaşı, şizofren canilerin ölü bedenlerle birleşen yaşamı, Toprak Ana Gaia’nın rahminden fışkıran döllenmiş su, İstanbul’un kılcal damarlarını amansızca kaplıyor. Vakit dolmak üzere.

Kim olduğunuzu bilmiyorsunuz!

Bilmeye cesaretiniz varsa, Dark İstanbul’un gizemli dünyasına giriş yapmak için sayfayı çevirin!

İlham Kaynağı:Aşkın Zengin Akkuş/“Ters” Yüz/Dark Antoloji İkinci Kitap

Bir sabah uyanıp aynaya baktığımda ‘Aynadaki yüzün kendime ait olmadığını görsem ne yapardım?’ ve ‘Böyle bir durumda kim olduğum, nereden geldiğim nasıl bir boşluk yaratırdı acaba?’ diye düşündüm. Bu öykünün çıkış noktası, kendi kendime sorduğum bu sorulardan ibaret olsa da, psikolojik takıntıları olan bir aşkın hem failini hem de kurbanını anlatma isteğimdi…

İlham Kaynağı:Funda Özlem Şeran/Semaver/Dark Antoloji İkinci Kitap

Dark Antoloji ikinci kitapta yer alan “Semaver” isimli öyküm, konusu eskici olan ve bir grup yazar olarak belirli sürelerle bir konu ya da konsept belirleyerek hikâyeler yazdığımız bir projede ortaya çıktı. Ancak kabul etmem gerekirse, o zamanki hali hiç içime sinmiyordu ama elimi atıp gereken ilgiyi de bir türlü gösteremiyordum. Dark İstanbul’la birlikte küllerinden doğan bir başka öyküm de Semaver oldu, hali hazırda İstanbul’da geçen ve İstanbul’un yaşadığı değişimi olay örgüsünde barındıran bir metin olarak seçkide kendine yer bulduğu için çok mutluyum. Metin baştan aşağı elden geçirilirken, kentsel dönüşüme giren İstanbul ve kişisel dönüşüme uğrayan “İstanbullular” da kendilerini Alaaddin’in Sihirli Lambası’nın biraz çarpık ve bize özgü bir versiyonunda buldular.

İlham Kaynağı:Samir Hamzaoğulları/Musibet/Antoloji İkinci Kitap

Beni yazmaya teşvik edecek fikri, genelde ilginç bir bilgiden veya sözden çıkarırım. Musibet’in çıkış noktası da Tolstoy’un şu sözü oldu: “Bana hastanede ‘Karın öldü!’ dediklerinde ne yapacağımı, nasıl tepki vereceğimi bilemedim, içimden eve gidip karıma olanı anlatmak ve bana ne yapmam gerektiğini söylemesini istedim.”

Bu fikri iki büyük korkuyla besleyip geliştirdim. İlki; çok sevdiğiniz birini, hiç beklemediğiniz bir anda aniden kaybetmek. Bu, insana psikolojik olarak çok ağır bir yük getirir. Bunu kabullenmek istemeyiz, hatta ‘o kadar istemeyiz ki’ beynimiz bize ‘istediğimizi’ verir. İkincisi ise böyle bir kayba, istemeden de olsa neden olmak. Sonrasında duyulan vicdan azabı, insan için başa çıkılması, kontrol edilmesi en zor hislerden biridir.

Hikâyemde, bu iki durumu yaşayan karakterlerle birlikte sizlerin de bunu hissetmenizi ve kendinize şu soruyu sormanızı istedim: “Hangisi daha kötü?”

İlham Kaynağı:Gökcan Şahin/Elektrik Mavisi Ölüm/Dark Antoloji İkinci Kitap

Elektrik Mavisi Ölüm, bir kilitli oda cinayeti hikâyesi. Yani suç alanına giriş çıkışın imkânsız gibi göründüğü ve kurgunun bu durum üzerinden işlendiği bir vaka ele alınıyor. Bu tür polisiyeler her zaman ilgimi çekmişti ve iyi bir fikir yakalarsam ben de yazmak istemiştim. Tam da buna uygun bir fikri, geçmişte ya da günümüzde değil yakın gelecek İstanbul’unda yakaladım. Polisiyeyi, hâkim olduğum diğer türün, bilimkurgunun sularına çektim. Ortaya bu öykü çıktı.

Öte yandan, suçluların tespiti için her türlü teknolojinin emniyet güçlerinin elinin altında olduğu zamanlarda yaşıyoruz ve klasik polisiyelerdeki bulmaca çözme hissini barındıran ama farklı, modern bir atmosferde geçen bir öykü yazmanın keyifli olacağını düşündüm. Kendi açımdan haklı çıktım.

İlham Kaynağı:Mehmet Berk Yaltırık/Bizden İyiler/Dark Antoloji İkinci Kitap

Bazı öykülerimde doğrudan kendisinin ilham kaynağı haline geldiği eserler vardır. Reşad Ekrem Koçu’nun “Eski İstanbul Meyhaneleri ve Meyhane Köçekleri”, Refii Cevad Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar: Eski İstanbul Kabadayıları”, Ahmet Rasim’in “Fuhş-i Atik-Dünkü İstanbul’da Hovardalık” benim için bunlardan birkaç tanesidir. Çocukluğumda Resimli Tarih Mecmuası’nın bazı ciltlerini okuduğumda eski İstanbul âlemleri ve akşamcıları ile ilgili bahisler, onların muhabbetleri ve fasılları hayli ilgimi çeken eski İstanbul çehrelerindendi. Keza kabadayılar ve tulumbacılardaki çok küçükken izlediğim 1971 yapımı “Yedi Kocalı Hürmüz” filminde dikkatimi çeken, “Resimli Tarih Dergisi” fasikülleri arasında okuduğum çehrelerdi. Birçok öyküme, öykü taslağıma ilham olmuş başlı başına beslendiğim bir dönemdir II. Abdülhamid ve Meşrutiyet senelerinin İstanbul’u. “Resimli Tarih Mecmuası”nın Nisan 1950 tarihli 4. sayısında yer alan Ahmed Rasim’in “Fuhş-i Atik” adlı eserinden alınma “İstanbul’un Yakın Tarihin’de Bir Eğlence Âlemi” başlıklı yazısı ve zannederim Münif Fehim’in fırçasından o dönemlerden bir âlemin tasviri, her denk gelişimde zihnimde, çalgılı şenlikli ancak sonu korkulu biten bir eğlenceyi çağrıştırırdı her nedense. Birkaç kere Ahmed Rasim’den ilhamla hatta bir öykümde onun doğrudan boy gösterdiği bazı korkulu, fantastik öyküler kaleme aldımsa da “Dark Antoloji” vesilesiyle bir de İstanbul’un gerçekten kelimenin tam anlamıyla eski olduğu o günlerde geçen, kabadayılı, külhanili, sonu kötü biten bir içki âlemi hayal edip, bunu da hayaletli, sahipli olduğu söylenen tekinsiz bir köşkte gerçekleşecek şekilde kurguladım. Neticede ortaya dehşetli ve şenliği bol bir “perili ev” hikâyesi çıktı. Bir de bu ürpertili mevzuya eski Aksaray kahvehaneleri, kaldırım kurtlarını, “Sayılı Fırtınalar”dan Arap Abdullah ile “Fuhş-i Atik”teki Ahmed Rasim’i de katıverdim.

İlham Kaynağı:Mehmet Berk Yaltırık/Bakkalın Üstündeki Apartman/Dark Antoloji İkinci Kitap

2000’lerin İstanbul’unun da –pek albenisi bulunmasa da- en az eski İstanbul kadar kozmopolit ve çok katmanlı yapısı hep ilgimi çekmiş, çok nadiren günümüzde geçen öyküler kaleme alsam da “günümüz İstanbul’unun apartmanlı, siteli sokaklarında bir dehşeti” işleme niyetim hep vardı. “Dark Antoloji” vesilesiyle İstanbul’da geçen üçüncü bir korku öyküsü olarak günümüzde geçen bir konuyu işlemeyi düşündüm. Sinemamızda işlene işlene klişe haline gelse de farklı yönlerden ele alındığı zaman insanı korkutmayı başaran “cin” motifi üzerinde yoğunlaşarak bununla iç içe geçen bir başka “tekinsiz mekân” öyküsü yazmak istedim. Tek eksik nokta bunun hangi mekânda ve hangi kültürel arka planda, hangi geçmişte yaşanacağıydı? Kadimden gelen bir dehşet, günümüzü yahut öyküyü yazdığım zamandaki insanları tehdit eder, genelde işlediğim kurgularda akış kabaca böyledir, bu yüzden tarihi ve kültürel arka plan önemli bir yer tutar.

İlham Kaynağı:Özlem Ertan/Cadının romanı/Dark Antoloji İkinci Kitap

‘Dark Antoloji ikinci kitapta yer alan öyküm ‘Cadının Romanı’na Fransız Devrimi esnasında giyotinle idam edilen İstanbul doğumlu Fransız şair André Chénier ilham verdi. André Chénier’nin doğduğu ev, Karaköy’deki Banka Sokak’ta yer alıyor. Sen Piyer Hanı ismini taşıyan bu eski ve büyüleyici mekânı da öykümde kullandım. Opera da ‘Cadının Romanı’ öykümde büyük öneme sahip. İtalyan besteci Umberto Giordano’nun, adını İstanbul doğumlu şair André Chénier’den alan operası ‘Andrea Chénier’yi ve bu eserin meşhur soprano aryası ‘La Mamma Morta da bu öyküde…

İlham Kaynağı:Nurgül Çelebi/Yeraltından Yükselen/Dark Antoloji İkinci Kitap

Dark Antoloji ikinci kitapta yer alan bu öyküme çoğumuz gibi benim de korkulu rüyam haline dönüşen Marmaray kazılarındaki su sızıntıları olduğuna dair söylentiler ilham verdi. Kulağıma bu fısıltıları üfleyen küf kokulu soğuk esintiler saç tellerimi dalgalandırırken yeraltının derinliklerine inmek bir kâbusa dönüştü zamanla. Marmara Denizinin altında geçirdiğim birkaç dakikalık yolculuk kalp atışlarımın düzensizleşmesine, adrenalin seviyemin tavan yapmasına sebep olduğunda Japon mühendislerin konuya dair neler söylediğini merak etmeye başladım. İşte bu merak duygusu ve Marmara Denizi’nin suları altında kalma korkusu beni mistisizmin tekinsiz diyarlarında gezinmeye itti. Merkezinde muazzam bir hazinenin yer edindiği bu diyar, kadim inanışların ve kurban ayinlerinin yapıldığı binlerce yıllık gizli tapınakların sırlarla dolu dünyasına kapı aralamamı sağladı. Böylece su sızıntılarını bir korku unsuru olmaktan çıkarıp evrenin yaratıcı enerjisi Toprak Ana Gaia’nın rahmini dölleyen ve yaratılışı sağlayan bir güce dönüştürmek beni tarifi imkânsız bir mutluluğa sevk etti. Buna rağmen… Aslında hiçbir şey, göründüğü şey’in sınırlarına hapsolmuş değildir, hatırlayın!

İlham Kaynağı:Nurgül Çelebi/Sudan Doğan/Dark Antoloji İkinci Kitap

Dark Antoloji ikinci kitapta yer alan “Yeraltından Yükselen” isimli öykümün devamı olan bu öykümün ilham kaynağı da yine Marmaray kazıları sırasında ortaya çıkan su sızıntıları olduğu yönündeki söylentilerdi. Fakat ilk öykümün aksine bu öykümde tekinsiz sular Toprak Ana Gaia’nın tamamlayıcısı olmakla sınırlı değil. Aynı zamanda hem yok eden hem var eden. Tıpkı bir Lotus Çiçeği’nin bataklıktan aydınlığa çıkışı gibi, her gece ölümü ve ardından yeniden doğuşu bir arada sağlayan mucizevi bir enerji. Dolayısıyla İstanbul’un derinliklerinde atmakta olan kalbini bir örümcek ağı misali saran gizli mabetler ve onları besleyen sarnıçların taşıdığı sular öykümün ilham kaynağını oluşturmakta.

Suyun öldürücü gücü size kadim bilgilerinizi unutturmasın asla! Hatırlayın, ana rahminde olduğumuz gibi aslında hepimiz sudan doğduk.

İlham Kaynağı:Uğur Kılınç/Kız Kulesi’nin Cadıları/Dark Antoloji İkinci Kitap

Öykümün çıkış noktası, Orta Çağ Avrupası’nın tarihsel gerçekliklerinden biri olan cadı avlarını Kız Kulesi’nin antik geçmişiyle birleştirme fikrine dayanıyor. Kız Kulesi, İstanbul’a Konstantiniyye adını veren Osmanlı İmparatorluğu’ndan ve Konstantinopolis adını veren Bizans İmparatorluğu’ndan bile eski bir geçmişe sahip. Bu yüzden Kız Kulesi’nin cadı folklorüyle beslenen bir korku atmosferi için de uygun bir yapı olduğunu düşündüm. Öyküyü antik dönemdeki bir karakter üzerinden anlatmak yerine, içinde bulunduğumuz yıllarda Kız Kulesi’nin restorasyonunda görev alan bir doktora öğrencisinin odağında ilerlettim. Kız Kulesi’nin tekinsiz geçmişi, Koruma ve Restorasyon bölümü öğrencisi Fırat’ın adımlarıyla aydınlandı ancak kulenin küf kokulu karanlığının altında hâlâ keşfedilmeyi bekleyen gizemler yatıyor.