Dark Polisiye yazarlarının ilham kaynakları - Dark İstanbul
Dark Polisiye yazarlarının ilham kaynakları

Röportaj: Aşkın Zengin Akkuş

Funda Menekşe / METRUK BİNA (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

Yaşadığım şehirde kentsel dönüşümle çehresi değişen bir mahalleden geçerken, değişime direnen son binalar gözüme çarptı. Araçta yanımda oturan arkadaşa, “Kim bilir neler yaşandı bu evlerde? Neler duydu ve sakladı o duvarlar?” şeklinde kurduğum bir cümle öykünün ilk taslağının aklımda belirmesine sebep olmuştur. Hikâye çatısının kurarken mekân olarak seçtiğim sokakların tarihi hakkında yaptığım araştırmalar ise kurgunun can alıcı unsurlarının zenginleşmesini sağlamıştır. Bazı hikâyeler yazılmıyor, yaşanıyor. Metruk Bina öyküsü de içimde yaşam bulan bir organizma gibi kendiliğinden büyüdü.

Yeşim Santaş Dere / HİÇ KİMSE (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Ben bu öyküyü önce yeraltı edebiyatı çalışması için minimal boyutta yazmıştım. Çocuklara yapılan taciz ve şiddet en hassas olduğum konu ve her yazan insanın önemli bir meselesi olduğuna inanıyorum. Benim de öykümde meselem buydu. O dönemde haberlerde bir tarikat yurdunda çocuklara yapılanları okudum. İlham kaynağım bu haber olmuştu. Öyküyü daha da geliştirip Dark Polisiye normlarına getirip yazdım. 

Dinçer Batırbek / BİR BERBER İÇİN HAYATTAKİ EN ÖNEMLİ ŞEY (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Yıllar önce yeni taşındığımız bir semtte küçük, sade, geleneksel bir mahalle berberi dikkatimi çekmişti. Dükkân sahibi oldukça yaşlıydı, belki de seksenlerindeydi. Saçı ve bıyığı kırlaşmıştı. Bembeyaz bir önlüğü vardı. Aynanın karşısındaki deri koltukta otururken gördüğüm şık giyimli, yaşı geçkince insanlara bakılırsa yarım asırdır bu mahallede berberlik yapıyor ve sadık müşterilerine hizmet ediyor olmalıydı. Birkaç kez ben de tıraşa niyetlendimse de eski mahallemde alıştığım berberimi bırakamadım bir türlü. Bir zaman sonra bir gün şeytanın bacağını kırıp dükkâna girmeyi başardım. Ancak içeride bembeyaz önlüklü yaşlı adamın yerine, orta yaşlarda bir başkası vardı. Düş kırıklığına uğrasam da yine de oturdum o deri koltuğa. Sohbet sırasında yaşlı adamın bir ay kadar önce vefat ettiğini, beni tıraş eden kişinin ise onun oğlu olduğunu öğrendim. Buruk bir pişmanlıkla dükkândan çıkarken öykümün çatısı zihnimde oluşmaya başlamıştı bile.

Dinçer Batırbek / BİR SERİ ŞAİRİN GÜNCESİ (Dark Polisiye İkinci Kitap)

Çok satan cinayet romanları ve cinayet öyküleri yazarak polisiye edebiyatımızda sağlam bir yer edinen usta yazarlarımız var. Ya kahramanımız çok satan “cinayet şiirleri” yazan, başarılı bir şairse… Ve bütün dünyası kitapları olan, bu sıra dışı edebiyat ve kültür insanı bir gece gizemli bir cinayete kurban giderse… Cinayet şiirleri yazan bir şairin ölümünden kimler çıkar sağlayabilir sorusuna yanıt olarak şekillendi bu öyküm.

Dinçer Batırbek / HACIYATMAZ (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

Anadolu’nun hemen her köşesindeki yerleşim yerlerinde olduğu gibi, üç bin yıllık kadim bir geçmişe sahip Şehr-i İstanbul da farklı dönemlerden kalma sayısız türbeyle, yatırla, kabirle bezeli. İnsanların adak ve dua için akın akın ziyarete geldiği bu türbelerden birçoğunun sahibi tarihsel kayıtlarla kesin olarak biliniyor. Ancak bazılarında gömülü olduğu düşünülen kimselerin kimliği ise, efsanelerle ve yerel halkın inancı ile şekillenmiş gibi görünüyor. İşte İstanbul’daki gizemli türbeleri araştırırken geliştirdiğim bir kurgu ile ortaya çıktı bu öyküm.

Günay Gafur / DÖNÜŞÜM (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Suçun doğasını ve kökenini araştırdığım bir gece, aklıma şöyle sorular geldi:

“Madem insana dair bir kavram,  insanın olmadığı yerde suçtan bahsedebilir miyiz? Suç denilen davranışlar bütünü, insanla beraber dönüşür mü ya da yok olur mu? İnsanlık yok olursa suç nereye gider?”

Bu soruların ardından yazmaya karar verdim Dönüşüm’ü. fikrin etrafında ana karakterim de şekillendi: Katillerin peşinde ömrünü geçirmiş emekli Başkomiser Salim Bey, suçluların, kurbanların hatta tek bir insanın dahi olmadığı distopik bir dünyada, hayatta kalmış tek insan olarak, insanlığın sonunu getiren bu en büyük suçun sebebini bulabilecek mi?

Cevapları ve daha fazlasını Salim Başkomiser ile birlikte aradık. Onun eski yaşamına ve basit hatıralarına tutunarak… Çünkü suç gibi umut da insana dairdir ve yeryüzünde tek bir insan kalsa da yeşermeye devam eder.

Günay Gafur / YANILSAMA (Dark Polisiye İkinci Kitap)

Bir sabah, 17 yaşındaki kızım Zeynep, gece gördüğü ve etkisinden kurtulamadığı rüyasından bahsetti. Rüyasında sınıf arkadaşlarıyla karşılaşıyor ama arkadaşları ona Deniz diye sesleniyormuş. Deniz olmadığını, kendisini, bunca senelik Zeynep’i nasıl olup da tanımadıklarını söylese de arkadaşlarını ikna edememiş. Kızım da en sonunda kendisine göre farklı zevkleri, farklı karakter özellikleri, farklı bir hayatı olan Deniz adlı kız olmayıkabul etmiş ve eski ismine veda ederek artık yeni kişiliğiyle yaşamaya devam etmiş.

Kızım rüyasını anlatmayı bitirdiğinde önce onu teskin edip rahatlattım tabii ama bu kez de ben heyecanlanmıştım. Aklımdaki hikâyeyi kâğıda dökmek için sabırsızlanıyordum. Kendi gerçekliğini yitirmiş bir katilin hikâyesi, Yanılsama, böyle doğdu.

Günay Gafur / DA VINCI CİNAYETLERİ (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

Yaşamın bir matematiği vardır. Doğa kanunları, fizik ve biyoloji yasaları matematiksel sistemler doğrultusunda hareket eder. Peki yaşamın olduğu kadar ölümün de bir matematiği var mıdır? Bu soruyu kendime sorduğum gün, Da Vinci Cinayetleri kafamda şekillenmeye başladı. Önce matematiksel bir algoritmaya göre cinayetler işleyen zeki bir seri katil portresi çizdim. Böyle karanlık bir suçluyu ancak onun kadar zeki, sıra dışı ve matematikten anlayan biri alt edebilirdi. Böylece matematik öğretmeni Damla, iyilerin tarafındaki yerini aldı ve geriye cinayetlerin formülünü yazmak kaldı.

Ceyda Kiremitçi Vasiliev / PARİS MAHALLESİ (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Akşam yürüyüşlerimde ara sıra rastladığım bir kadın var. Çevredekiler akıl sağlığı yerinde değil diye çok yaklaşmak istemiyor ama biz sürekli selamlaşıyoruz. Bir gün bankta oturup dinlendiğimde yanıma oturdu. Yaşadığım semti çok eskilerden bildiğini söyledi. Herkes semtten kapıları kilitlenmeyen, insanların iç içe yaşadığı ve eski Türk filmlerinde herkesin mutlu olduğu yerlerden biri olarak bahsettiği için ben de hevesle o zamanlar nasıldı diye sordum. “Şu evlerden biri genelevdi ben de limanın zenginlerinden biriyle ilişki yaşayıp evi işletmeye başlayana kadar orada çalışıyordum” dedi. Hikâyenin çıkış noktası bu oldu.

Gençosman Denizci / ADALET (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

Kaleme aldığım öykünün çıkış noktası, bir akşamüstü eve dönerken radyoda dinlediğim ve maalesef artık sıradanlaşan, hemen herkes tarafından kanıksanan, “Genç kadın intihar mı etti, cinayete mi kurban gitti?” haberiydi. İnsan sormadan edemiyor tabii: Kanunlarda mı bir sorun var yoksa kanunları uygulayanlarda mı? Bir yargıcın suçsuz bulup salıverdiği şüpheliyi, bir başka yargıcın suçlu bulup ertesi gün kodese tıkmasının izahını anlamak mümkün değil. Üstelik aynı kanun maddelerine göre… Hikâyenin olay örgüsü bu duygu ve düşünceler eşliğinde gelişip vücut buldu.

Kerem Kaş / HATA (Dark Polisiye İkinci Kitap)

Polislik hayatında hiç hata yapmadığını düşünen emekli bir başkomiserin dört yıl önceki bir olayda savcılığa yanlış kişiyi zanlı olarak vererek soruşturmayı sonlandırdığının anlaşılması üzerine gelişiyor. Başkomiser iki kişiyi öldürüp kuyumcuyu soyduğu iddia edilen ancak ortaya yeni çıkan deliller ışığında mahkûmiyetten kurtularak beraat eden adamın peşine düşüyor. Öyküme ilham veren yabancı filmde, bir adam katil damgası yiyerek suçlanıyor ve kendini haklamak için gerçek suçluların peşine düşüyordu. Sonunda gerçek suçluları bulup temize çıkıp kahraman oluyordu. Ben de filmi bitirdikten sonra, “Yahu bir kere de beklenenin dışında bitsin şu polisiye filmler!” diyerek hikâyeme bir de inatçı ve asabî bir polis emeklisi karakterini yerleştirdim ve yazmaya giriştim. Sonunda farklı bir öykü ortaya çıktı.

Emel Aslan / CAMBAZ (Dark Polisiye Birinci Kitap)

İnsan zihninin karanlık dehlizlerinde hangi tilkilerin dolaştığını kim bilebilir?

Tabiatın karmaşık varlıklarıyız. Her insanın zaafları, takıntıları, iyi ve kötü huyları, kendine has beceri ve yetenekleri, dünyaya bakan farklı bir algı penceresi var. Hepimiz dilediğimizi düşünmekte, istediğimize inanmakta ve canımızın çektiğini yapmakta özgürüz; elbette bir başkasının özgürlük alanını ihlal etmediğimiz müddetçe. “Sağlıklı” kabul edilen sınırlar nerede başlar, nerede biter, nelerden etkilenir, ne şekilde biçimlenir, nasıl yönetilir üzerine kafa yorduğum bir dönemde ortaya çıktı “Cambaz” öyküsü. İnsanın, bir diğeri üzerindeki baskıcı gücünü sorguladığım çeşitli hatıralardan, gözlemlerden ve psikolojik analizlerden süzüldü.

Emel Aslan / GÖLGE (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

“Paranoyak olmanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez.”

“Gölge” öyküsünü kurgularken yola çıkış cümlem buydu. Woody Allen ile özdeşleştirilen bu cümlenin mizahi tınısına rağmen ortaya bu kadar karanlık bir öykü çıkacağını kendim de kestirememiştim açıkçası. Müsebbibi İstanbul’un tekinsiz sokaklarıdır. 🙂

Kendimi bildim bileli insan psikolojisine meraklıyım. Davranışların altında yatan sebepler ve insanları suç işlemeye iten etkenler, her zaman suçun kendisinden daha çok ilgimi çeker. Algılarımız her an kesin bir yargıya varmaya hazırdır. Her şeyi bildiğimizi ve kontrol edebildiğimizi zannederiz, ancak hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir.

Soru sormaktan ve şüphe etmekten vazgeçmeyin. İşleyen demir ve sorgulayan zihin ışıldar.

Ercan Akbay / BENİ AFFET SEVGİLİM (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Düğünde tanıştığı yakışıklı erkeğin lüks evine giden kadının tedirgin gerilimi sonrasındaki ölümcül mücadelesinin konu edildiği tuhaf öyküyü, âşık oluğu kurbanlarının kadınların cesetlerini evinin bodrumunda saklayıp onlarla aşk yaşamayı sürdüren psikopat bir seri katilden esinlendim. Gerçek suçlar serisi için araştırma yaparken duruşma tutanaklarını okuduğum bu şahıs, aslında öldürmek istemiyordu ve bütün kurbanlarına sırılsıklam aşık olmuştu.

Ercan Akbay / TESTOSTERON (Dark Polisiye Birinci Kitap)

TV’deki bir haber programında izlediğim ve bir tavuk fabrikasındaki röportaj esnasında dolgun maaşla görevli civciv ayıklama uzmanının söyledikleri beni gelecekte muhtemel kadın egemen dünyayı düşünmeye sevk etmişti. Civcivlerin dişi olanlarını tespit eden ve erkek civcivlerden yalnızca küçük sayıda bir miktarının damızlık olarak ayrılmasının dışında hiçbir ekonomik değerinin olmadığı gerçeğini insanların dünyasına uyarlayınca, ortaya ‘Testosteron’ çıktı.

Tabii ki sonradan öykünün üzerinde epey çalışmak gerekti, zira kadınların egemen olduğu bir dünyada erkek saldırganlığı bitecek ama yerine yeni sorunlar çıkacaktı. Bu çelişkilerle dolu çatışmaları hem mizah hem de politik denklemlere satirik göndermelerle dolu ve sınırlı uzunlukta bir metine sığdırmak kolay olmadı.

Nurhan Işkın / BEN SADECE ÇOCUKLARI KURTARDIM (Dark Polisiye İkinci Kitap)

‘Ben Sadece Çocukları Kurtardım’ adlı öyküm dünyanın her yerinde meydana gelen çocuk istismarı ile ilgili okuduğum haberler ve gerçek bir olay örgüsünden esinlendiğim için kalemden kâğıda döküldü. Canlılara yapılan her tür şiddet ve istismara karşı olan bir insanım fakat çocuklara uygulanan en ufak bir eylem canımın daha çok yanmasına neden oluyor. Bu öykümü dünyanın hiçbir yerinde güvende olmayan çocuklar adına yazdım.

Bütün kalbimle tek dileğim bir gün tüm canlıların korkusuz ve güven içinde yaşamaları ve dünya üzerinde şiddetin her türünün son bulması. Adalet sistemi işleyip mağdur hakkını adil bir şekilde arasa belki de suç oranının düşmesine sebep olur. Gerçek hayatta sağlanmayan adaleti öykülerin içine sığdırmak belki de birey olarak vicdanımızın sesine daha çok kulak vermemizi fısıldıyordur. Ne mutlu o sesi duyanlara. Ben de bu sesin daha çok çıkması için her fırsatı değerlendirip, bilimsel olarak destek alıp öykümün içine serpiştirdim. Benim için yazması zor bir öyküydü.

Gencoy Sümer / KOMŞU (Dark Polisiye Üçüncü Kitap)

Polisiyedeki temel paradigma okurun okuduklarına asla güvenmemesi gerektiğidir. Anlatıcı ne kadar nesnel olmaya gayret etse de aslında özneldir. Hele birinci tekil şahıs anlatıcılar en güvenilmeyecek anlatıcılardır. Bunu okura kötülük olsun diye yapmazlar. Bu sonucu ortaya çıkaran insanın yapısındaki zafiyettir. Basit bir örnek vereyim: Aynı nesneye beş ayrı yerden bakan beş ayrı kişi, o nesneyi beş ayrı şekilde tarif edecektir. Ayrıca, hiçbir olgu tek bir şekilde açıklanmaz. Herkesin algısı, hayat tecrübesi ve edindiği bilgiler farklıdır. Gömleğinde kan olan bir adamı cinayetle suçlamadan önce durup düşünmemiz lazım. Adam belki kasap. Belki az önce burnu kanadı. Ya da yaralıya yardım etti. Ama olay yeri paniği içinde üstü başı kanlı bir adam gören çoğu kişi, algıları yönlendirildiği için, o adamın katil olduğuna yemin edebilir.

Komşu öyküsünü yazarken temel sorunsalım buydu. Her şey gözlerinin önünde yaşandığı halde ortaya çıkan muammayı çözemeyen bir kahraman yaratmak. Muammayı çözememe nedeni, yukarıda belirttiğim gibi algısının yönlendirilmiş olması. İlham kaynağım ise muhtelif. En fazla öne çıkan, 1950 ve 1960’lı yılların Hayat, Pazar, Renk gibi sinema ve ses sanatçıları hakkında pek çok haber ve fotoğrafın yer aldığı eski mecmualar…

Armağan Tunaboylu / ALLAH’IM BUNDAN KÖTÜ NE OLABİLİR (Dark Polisiye Birinci Kitap)

Oldum olası şu lüks siteleri sevemedim, hele orada oturanları hiç sevemedim. Ne yapayım ben mahalle kültüründen gelmeyim. Arabamı park etmek için yarım saat dönüp dursam da öğle uykumun en şerbetli yerinden “overlok makinesi ayağınıza geldi” diye metalik bir çığlıkla fırlasam da öykümü yazarken o en verimli anda mahallenin piçkurularının topu camdan içeri girse de elimde değil, ne yapayım?

Ben mahalle olayını seviyorum. Bu yüzden lüks site sakinlerinin, o sakin ve asude dünyalarına acayip kılım ve de suyu bulandırmak için elimden geleni ardıma koymuyorum. Açıkçası “Allahım Bundan Kötü Ne Olabilir?”i biraz da bu kafayla yazdım. Sonuna kadar snop bir kadının başından geçenler olacaktı ve itiraf ediyorum, yazmaya koyulduğumda elimde başlıktan başka hiçbir şey yoktu. İlk cümleyi yazarken de bir sonraki satırın ne olacağını bilmiyordum.

Seven sevmeyen olmuştur ama ben ortaya çıkandan oldukça hoşnudum.

Röportaj: Aşkın Zengin Akkuş

Yorum (0)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. zorunlu alanlar işaretlendi *