Türk İllüstrasyon Sanatının Tarihçesi | Berna Kabacaoğlu - Dark İstanbul
Türk İllüstrasyon Sanatının Tarihçesi | Berna Kabacaoğlu

Tarih boyunca insanlar, duygu ve düşüncelerini farklı şekillerde dışa vurarak onları farklı yöntemlerle kalıcı kıldılar. İllüstrasyon, çok güçlü bir anlatım aracıdır. Onu en kısa şekilde, ‘konu anlatan resim’ olarak tanımlayabiliriz. Her alanda ve her konuda başarılı bir şekilde uygulanabilir. En önemli özelliği, gerçekte olmayan şeyleri varmış gibi gösterebilmesidir. Diğer bir ifadeyle başka bir şekilde elde edilemeyecek bir görüntüyü varmış gibi göstermesi en önemli özelliğidir. Resim sanatının bir türü olarak adlandırabileceğimiz illüstrasyon sanatı, resim sanatında kullanılan malzemeleri ve teknikleri kullanır. İllüstrasyon sanatının resim sanatından farkı, ona yüklenen görev ile ilişkilidir. İllüstrasyon bir niteleme, betimleme anlayışı ile üretilirken, resim sanatında bu bir gereksinim olmaktan uzaktır.

Mağara dönemi resim ve çizim örnekleri, insanların duygu ve düşüncelerini dışa vurma ve bir tür iletişim kurma etkinliği olarak bilinir. İlk resim türleri, insanların doğa olaylarını ya da yaşadıklarını yansıtan çizimler olarak ortaya çıksa da, zamanla bu bir sanat dalına dönüştü. Tarihte ilk kez M.Ö. 3000 ile 2500’lü yıllarda ortaya çıkan ve ilk yazı örnekleri olarak bilinen çivi yazısının Mezopotamya’da resim şeklindeki işaretlerden doğup geliştiği biliniyor. Türkler de Anadolu’ya yerleştikten sonra özellikle kitap resimleme sanatında çalışmalarını yoğunlaştırarak bu sanat dalına farklı nitelikler kattılar. Anadolu’da resimlenen ilk kitap, 13. yy’da Selçuklu Türkleri döneminde Hoylu Muhammed bin Abdülmümin tarafından resimlenen ‘Varaka ile Gülşah’ isimli kitaptır.

Osmanlı’nın ilk dönemine ait yazma eserlere örnek olarak, Edirne Sarayı nakkaşhanesinde yapıldığı tahmin edilen Külliyat-i Kâtibi, Dilsüzname ve İskendername isimli eserler sayılabilir. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaşamını anlatan, aynı zamanda ansiklopedik bilgiler içeren “Süleymanname” de bu dönemde resimlendi. Bu eser, beş değişik sanatçı grubu tarafından hazırlandı ve Türk minyatür sanatının en önemli örneklerinden biri oldu.

Hayalet İllüstratör!

Türk illüstrasyonunun ‘dark’ unsurlarla zenginleşmesi ise 15. yy’da gerçekleşti. Türk kitap resimleme sanatında fantastik resimleriyle tanınan en büyük sanatçı, hayalet bir ressam olan Mehmet Siyahkalem’dir. Özellikle Şamanizm hakkında önemli bilgiler veren resimlemeler, ‘Demon’ olarak tanımladığımız korkunç görünüşlü yaratıkları ile inançlar ve günlük yaşam hakkında ipuçları veren bu ressamın gerçek kimliği ise günümüzde bile gizemini koruyor. Kim olduğu bilinmiyor, aslında böyle bir şahsın var olup olmadığı bile şüpheli. Onun varlığını kanıtlayan tek şey var, o da insanları ve cinleri tasvir ettiği resimleri. Adına yalnızca resimlerine atılan imzalarda rastlıyoruz. Fakat bu imzaların kendisine ait olup olmadığı da belli değil, çünkü hiçbir ressam kendisinden ‘üstat’ olarak bahsedecek kadar kibirli olamaz. Bu imzaların resimlere bir başkası tarafından atılmış olması daha büyük bir olasılık. Resimlerin yer aldığı mekânın Topkapı Sarayı olması ise, olayın gizemini daha da artırıyor.

Matbaanın Gücü

14 Aralık 1727’de İbrahim Müteferrika tarafından kurulan ilk Türk matbaasıyla birlikte, Türk illüstrasyon sanatında büyük bir ilerleme kaydedildi. Matbaanın getirilmesi, Batı ile (özellikle Fransa) başlayıp devam eden ticari ve kültürel alışveriş, basılan gazete ve dergiler farklı ürünlerin tanınmasını, bunun sonucunda ortaya çıkan ürün tanıtımı (reklamcılık) ise ülkede grafik sanatların doğuşunu sağladı.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra ülkemizde yeni bir yönetim biçiminin uygulanması, bunun toplum katlarında kültür ve sanat çevrelerinde yarattığı coşku, 1928 harf devrimi ile elde edilen yeni biçim olanakları, piyasaya sürülen ürünlerin tanıtımı, kitapların resimlenmesi ile Türkiye’de grafik ve illüstrasyon sanatı belirgin bir ivme kazandı.

İllüstrasyon sanatının Türkiye’deki öncüsü ise, hiç şüphesiz ki İhap Hulusi Görey’dir. 1929’da, İstanbul’da ilk atölyesini kurduktan sonra Kulüp Rakısı etiketini ve Atatürk’ün siparişi üzerine Türk alfabesinin kapağını tasarlayan İhap Hulusi, Ziraat Bankası, İş Bankası, Yapı ve Kredi, Garanti, Sümerbank, Emlak Kredi, Türk Ticaret Bankası, Maliye Bakanlığı (tahviller), Türk Hava Kurumu, Kızılay ve Yeşilay gibi birçok kuruluşa çeşitli illüstrasyonlarıyla hizmet verdi.

Dijital Devrim

Dijital illüstrasyonun son yıllarda gördüğü ilginin artması, kullanıldığı alanların artmasıyla parelel gidiyor. Dijital illüstrasyon, olayların canlandırıcı ve betimleyici özelliklerini karşıladığı gibi, hızlı üretim sürecine de karşılık veriyor. Bilgisayar ortamında gerçekleştirilen illüstrasyon uygulamalarının bir illüstratöre sunduğu en büyük avantaj, çalışmayla ilgili alternatifleri kısa sürede değerlendirebilme ve klasik illüstrasyon tekniklerine oranla daha çok değişiklik yapabilme olanakları.

 

Kitap Kapaklarının Efendisi

Öte yandan, dijital çağın sağladığı birçok kolaylığa rağmen, çalışmalarına geleneksel yöntemlere sadık kalarak devam eden illüstrasyon sanatçılarımız da mevcut. Turistik eşyaların üzerine çizdiği resimlerle başladığı yarım asırlık meslek hayatına binlerce kitap kapağı ve iç sayfa illüstrasyonu sığdıran Aslan Şükür’ün, özellikle çizgi roman tutkunlarının kalbinde çok özel bir yeri var. Pek çok illüstratörün, koleksiyonerin ve bu röportajı gerçekleştiren kişinin hem büyük bir sevgi hem de saygı duyduğu Aslan Şükür, darkistanbul.coma şeref konuğumuz oldu.

ASLAN ŞÜKÜR

Bir Ustanın Kısa Hikâyesi

Türkiye’nin en ünlü, en sevilen, en çok kapak çizen ama adı bir o kadar az bilinen çizgi roman kapak illüstratörü olan Aslan Şükür, 1945 yılında Samsun’un Bafra ilçesinde doğdu. İlkokulu Samsun’da okuduktan sonra İstanbul’a geldi ve 1962 yılında Bâb-ı Âli ile tanıştı. Özellikle Hayat ve Akşam’da yoğun olarak çalıştı ve Nebioğlu Yayınevi ile de ilişkileri oldu. Tay Yayınlarına hazırladığı çizgi roman kapakları ile zihinlere kazınan Aslan Şükür’ün adını duyduğumuzda, bugün pek çoğumuzun aklına Zagor, Kızılmaske, Teksas, Tommiks ve Mister No geliyor. Günümüzde de illüstratörlüğe devam eden Aslan Şükür, her zaman kendisine destek ve ilham veren eşi Handan Hanım ile Bakırköy’de sade bir yaşam sürdürüyor.

Berna Kabacaoğlu: Ne zaman içinizdeki resim yapma tutkusunun farkına vardınız?

Aslan Şükür: Bu tutkunun farkına vardığımda ilkokuldaydım. Okul kitaplarının boş sayfalarına durmadan resimler çizerdim. Daha sonra, bu tutku gelişti ve ressam olmaya karar verdim.

Berna Kabacaoğlu: İllüstrasyon alanındaki en üretken sanatçılardan birisiniz. Bu enerjinizi ve üretme isteğinizi neye borçlusunuz?

Aslan Şükür: Resim yapmayı çok seviyordum ve ressam oldum. Evet, üretkenim. İki bine yakını çizgi roman olmak üzere, yaklaşık sekiz bin illüstrasyon çalışmam var. Tablodan çok, illüstrasyon çalışmayı tercih ettim çünkü herkese, tüm Türkiye’ye ulaşmak istedim. Çalışmalarım beğenildikçe daha iyisini yapmaya çalıştım.

Berna Kabacaoğlu: Profesyonel meslek hayatınız nasıl başladı?

Aslan Şükür: Ortaokulda okuyordum ve resim yapma tutkum zaten vardı. O dönemde karikatürlere merak sardım. O sıralarda yayımlanan Akşam gazetesi ve Hayat dergisi gibi yayın organlarına karikatürler göndermeye başladım. Böylece harçlığımı çıkarıyordum. Buralardan kazandığım paralarla kendime pardösü, ayakkabı aldım. Daha sonra Nebioğlu Matbaası’nda matbaa ressamlığı yardımcılığı yaptım. Ardından turistik eşyalar üzerine resim çizmeye başladım. Askerliğimi yaptıktan sonra, kapak ressamımız Yücel Köksal ile tanıştım. Yücel abi Tay Yayınları için Pecos Bill’in kapaklarını yapacaktı. “Sen yapmak ister misin? Seni yayınevinin sahibi Sezen Yalçıner ile de tanıştırım,” dedi. Ben de severek kabul ettim. İlk önce üç yıl olarak konuştuğumuz iş ortaklığımız yaklaşık yirmi beş yıl sürdü.

Berna Kabacaoğlu: İllüstrasyonları hazırlarken özgür bırakıldınız mı?

Aslan Şükür: En başta çaylaktım ama gittikçe kendimi geliştirdim. Dolayısıyla ilk dönemlerde müdahalede bulunuyorlardı. Fakat bir gün Sezen Bey iş için İtalya’ya gitti ve meydan bana kaldı! Ben kafama göre çalıştım. İdealimde kuralları yıkmak, hiç bilinmeyen renkleri kullanmak vardı. Zagor gibi çizgi romanların kapaklarını istediğim gibi çalıştım. Sezen Bey geri döndüğünde gözlerine inanamadı. “Bunları sen mi yaptın?” dedi. O günden sonra, birlikte iş yaptığım hiçbir yayınevi sahibi benim işime karışmadı.

Berna Kabacaoğlu: Günde kaç kapak yapıyordunuz?

Aslan Şükür: Aslında normal olarak günde bir kapak yapılır. Fakat ben o kadar çok yoğundum ki, bizim zamanımızda tüm illüstrasyonlar elle yapılıyordu, dijital hiçbir şey yoktu. Çok iş geliyordu ve bu işleri bitirmek için çok çalışmak gerekiyordu. Günde iki ya da üç kapak yaptığımı hatırlıyorum. Sabahladığım oluyordu.

Berna Kabacaoğlu: Nasıl bir çalışma sisteminiz var?

Aslan Şükür: Evde çalışıyorum, Yol, yemek derdim yok. Kahvaltımı yapıp kahvemi de içtikten sonra, sabah enerjisiyle işe başlıyorum. Radyom hep açıktır. Çalışırken fazla konuşmam. Eskiden beri böyle çalışıyorum. Mesai tanımam. Gece – gündüz çalışırım.

Berna Kabacaoğlu: İşin içine bilgisayarın girmesiyle neler değişti? Dijital illüstrasyon ortaya çıktı, mertlik bozuldu mu?

Aslan Şükür: Günümüzde çoğu illüstrasyon dijital olarak yapılıyor. Bizim zamanımızda her şey elle hazırlanıyordu ve çok para kazandırıyordu. Çizgi romanlar değil ama Barbara Cartland gibi yazarların kitap kapakları, o zamanın parasıyla yarım memur maaşına eşitti. Günümüzde her şey dijitale döndü. Dijital çalışmak da güzel ama resim yapmaktan hiç anlamayan bir arkadaşın dijitalde resim yapması işin biraz kolayına kaçmak oluyor. Zaten resim yapabilen bir arkadaşın dijital teknikleri kullanmasında bir sakınca yok. Fakat ben şahsen kullanmıyorum. Her zaman şu örneği veririm: Eğer Van Gogh, ünlü Ayçiçekleri tablosunu bilgisayarda hazırlasaydı, müzelerde kuyruk oluşur muydu? Bence resme ruhunuzu koymak için onu elle çalışmak gerekir. Sonuç olarak evet, bilgisayar icat oldu ve mertlik bozuldu.

Berna Kabacaoğlu: İllüstrasyon sanatının günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslan Şükür: Dünya illüstrasyon çizmeye bizden çok daha önce başladı. Bizde ise, benim de mesleğe adım attığım yetmişli yılların başından itibaren büyük bir gelişme kaydetti. Ben ilkokuldayken, Samim Utkun kitap kapaklarını siyah-beyaz olarak çizerdi ve filmde renklendirilirlerdi. Bizim dönemimizde ise illüstrasyonlar doğrudan renkli olarak hazırlanmaya başlandı. İtalyanlar bizden iyiydi ama kısa sürede onlarla boy ölçüşecek seviyeye geldik. Şimdi, dünyada da hemen hemen tüm illüstrasyonlar dijital olarak yapılıyor. Elle hazırlananların da renklendirmeleri yine dijital oluyor. Fakat ben hâlâ çalışmalarıma eskisi gibi devam ediyorum ve koleksiyonerler de her safhasının elle hazırlandığı çalışmalar istiyorlar.

Berna Kabacaoğlu: Son yıllarda, Türkiye’deki sadık çizgi roman okuru kitlesinde bir çözülme varmış gibi görünüyor. Sizce bunun sebebi nedir?

Aslan Şükür: 1971’de Zagor ve Tom Braks çizmeye başladığım dönemde, her birinin tek fasikülü kırk beş bin adet satıyordu. Mister No çıktığında ise, yetmiş beş bin adet sattığı konuşulmuştu. Fakat o zamanlar ne televizyon ne de internet vardı. Herkes okuyordu. Şimdi, bu oran epey düştü. Televizyon, video ve sonra da internet, insanlara başka alışkanlıklar kazandırdı. Günümüzde de çizgi romanlar var ama çeşit fazla olmasına rağmen, satışlar az gibi görünüyor.

Berna Kabacaoğlu: İllüstrasyon tarzınızın en belirgin unsurları neler?

Aslan Şükür: Surata çok önem veririm. Kapakta kahramanın yakışıklı olmasına çok dikkat ederim. Suratı güzel çizdikten sonra, gerisi benim için çok kolaydır. Örneğin Zagor, Yüzbaşı Volkan, Flash Gordon, Mister No birbirlerine benzerler ama kiminin saçı beyazdır, kimininse sarıdır. Fakat karakterim üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Berna Kabacaoğlu: Gerçekten de birbirlerine benziyorlar. Örneğin, kahramanları genellikle öfkeli çiziyorsunuz, gülümseyen kişilerin olduğu kapaklarınız çok az. Bunun özel bir nedeni var mı?

Aslan Şükür: Evet, sert bakışlı ve yakışıklıdırlar. Kapakta sert bakış aksiyon vadediyor. Gülen suratları çok nadir kullanmışımdır. Örneğin, Pecos Bill’i hiç sevmem çünkü aksiyonu yoktur, silah kullanmaz… vs. Bizde bir yayında ne kadar çok aksiyon varsa, o kadar çok tutulur. Bana, “Neden kahramanlarınızın elinde hep silah var?” diye soruyorlar. Ne tutsunlar? Elma şekeri mi tutsunlar?

Berna Kabacaoğlu: Çizgi romanların yalnızca kapak illüstrasyonlarını yaptınız. Neden çizgi roman çizmediniz?

Aslan Şükür: Her zaman röportajlarımda söylüyorum, çizen arkadaşlara Allah kolaylık versin ama benim işim bu değil. Ben renkli çizimlere gönül vermiştim. Çeşitli kitaplarda hem renkli hem de siyah-beyaz iç sayfa illüstrasyonları da yaptım ama çizgi romanlarda bunu yapmayı hiç düşünmedim.

Berna Kabacaoğlu: Zagor, Kızılmaske, Mister No, James Bond… Çalışmayı en çok sevdiğiniz karakter hangisiydi?

Aslan Şükür: Resmi çok sevdiğim için, hepsini çalışırken ayrı ayrı zevk duydum. Biraz birini çalışsam, diğerini özlüyordum. Fakat yine de aralarından bir ya da ikisini seçmemi isterseniz, Zagor ve Kızılmaske favorilerimdir. Hele Kızılmaske! Sonuçta adamı kızıla boyuyorsunuz, gözlüğünü, maskesini takıyorsunuz, iş bitiyor. Beni çok uğraştırmadan çok para kazandırdı.

Berna Kabacaoğlu: Kızılmaske’nin orijinal karakteri olan Phantom’un kostümü kızıl değil, mor. Ne oldu da Phantom, Kızılmaske oldu?

Aslan Şükür: Ben küçükken Phantom, orijinal adıyla gazete sayfalarında bant olarak yayımlanırdı. Sezen Bey, Amerika’da Phantom’un yayın sahibiyle anlaştı. Sizin de belirttiğiniz gibi, Phantom’un kostümü mor renktir. Sene de 1974. Dedim ki, “Sezen Bey, mor renk delikanlıyı bozar. Bizim topluma ters gelebilir. Hem mor olarak çalışsak bile soluk durur. Biz bunu daha canlı bir renk, örneğin kırmızı çalışalım.” Mor gerçekten kör bir renk ama Phantom da zaten bir hayalet. Orijinalinde çok patlamaması için mor olarak çalışılmış. Fakat biz adamı patlatmak zorundaydık. Yakışıklı ve gösterişli olmalıydı. Deneme yaptık, mor renk patlamadı. Kırmızı yaptık, patladı. Kızılmaske efsanesi de böylece doğmuş oldu.

Berna Kabacaoğlu: En sevdiğiniz çizerler kimler?

Aslan Şükür: Ertuğrul Edirne vardır ama Almanya’daydı, Türkiye’de hiç bulunmadı. Ömer Muz ve Şahin Karakoç’u çok severim, çok iyi bir ressamlardır. Yalçın Dağlı kardeşimiz vardı ama ortadan kayboldu. Yücel Köksal abimizi çok severim.

Berna Kabacaoğlu: Yabancı çizgi romanların yanı sıra Karaoğlan, Yıldırım Kemal, Yüzbaşı Volkan gibi Türk çizgi roman kahramanlarını da çizdiniz. Yerli ve yabancı karakterlerin illüstrasyonlarını yaparken herhangi bir fark gözettiniz mi?

Aslan Şükür: Hiçbir fark gözetmedim. Kahramanların özellikleri neyse, onların hakkını verdim. Roman kahramanlarımız yakışıklı görünsün, kapakta aksiyon olsun, hep bunları düşünmüşümdür.

Berna Kabacaoğlu: Çizgi roman kapakları dışında ne tür çalışmalarınız oldu?

Aslan Şükür: Çizgi romanlar dışında, 1971-1972 yılları arasında Barbara Cartland çizdim. Daha sonra, Türkiye’de çocuk kitaplarının yokluğunu fark ettim. Altın Kitapların yazı işleri müdürü Uğur Bey’e neden hiç çocuk kitapları çıkarmadığımızı sordum. Çocuk kitaplarının Türkiye’de okunmayacağını söyledi. Ben ısrar ettim. Bunun üzerine birkaç tane yayımladık ve çok iyi sattı. Pek çok yayınevi Jules Verne’in romanlarını basmaya başladı. Çocuk kitaplarının Türkiye’de yayılmasında öncülük etmiş oldum. Bundan gurur duyuyorum. Ayrıca yirmi yıl boyunca İngilizce kitaplar, dünya klasikleri ve okul kitapları için çizim yaptım.

Berna Kabacaoğlu: Geçen yıllar üretkenliğinizden ve resim tutkunuzdan hiçbir şey eksiltmedi. Şu an ve yakın gelecekteki projeleriniz neler?

Aslan Şükür: Kapak resimlerinin üretimi durunca, yayıncıların da maddi gücü azaldı. Şimdi ben, internet ortamında hem yurt içi hem yurt dışı sipariş çalışmalarıma devam ediyorum. Zaten, yaklaşık elli yıldır resim yapmayı hiç bırakmadım. Koleksiyonerler kahramanları özel olarak istiyorlar. Çalışmalarım bu şekilde devam ediyor.

Berna Kabacaoğlu: Şimdiye kadar aldığınız ödüllerden bahsedebilir misiniz?

Aslan Şükür: Aldığım ödüllerden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Çeşitli üniversite ve gazetelerden aldığım medya ödülleri var. Sağ olsunlar, teveccüh gösteriyorlar, ödüller veriyorlar. Sosyal medya aracılığıyla daha fazla tanınmaya başladım. Eskiden imzam, benden daha meşhurdu.

Berna Kabacaoğlu: İllüstratörlüğü meslek edinmek isteyen gençlere neler öğütlersiniz?

Aslan Şükür: Arkadaşların ilk önce siyah-beyazı iyi çizmeleri gerekir. Renklerle çok haşır neşir olmalılar. Bol bol taklit etsinler. Taklit ettikçe kendilerini bulurlar. Fakat artık herkes dijital kullanıyor. Fırça ve renk hakimiyeti kaybediliyor, işin kolayına kaçılıyor. Ben bunları yapmadım. Yapsaydım, herkesin yaptığı işi yapmış olurdum. Hiçbir usta arkadaşım da dijital kullanmamıştır. Tembelliğe alıştınız mı bir daha asla fırçayla iş yapamazsınız.

Berna Kabacaoğlu: İstanbul’un bir çizgi roman karakteri olduğunu düşünelim: Ona nasıl bir kapak çizerdiniz?

Aslan Şükür: Galata Kulesi’ni, Kız Kulesi’ni, köprülerini, yedi tepesini bir potada eritebileceğim bir çalışma yapardım.

Berna Kabacaoğlu: Dark İstanbul okurlarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Aslan Şükür: Dark İstanbul’a yayın hayatında başarılar diliyorum. Hayırlı olsun. Merakla bekliyoruz. Tüm ekibe ve okurlara sevgilerimi iletiyorum.

Yorum (0)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. zorunlu alanlar işaretlendi *