POYABİR Polisiye Yazarları Birliği ile Söyleşi | Cenk Çalışır - Dark İstanbul
POYABİR Polisiye Yazarları Birliği ile Söyleşi | Cenk Çalışır

Polisiye edebiyat her ne kadar bir suçtan söz ediyor gibi gözükse de aslında sözünü ettiği bir insandır. İnsanın suçla temasını ele alır. Bu temastan yola çıkarak kötülük ve insan ilişkisini sunar.

Kötülüğün kurgusundan söz edildiğinde, her eserin her okuru aynı şekilde etkilemesinden elbette söz edilemez. Ancak çoğunluk okurun, hayat akıp giderken ıskaladığı bir çok detayın farkına romanlarla vardığını söyleyebiliriz.

Bültenlerde izlediği birkaç dakikalık suç haberinin öncesine ve /veya anına, okuduğu romanlarda tanıklık eden okurun, insana bakış açısının değiştiğine inanıyorum. Edebiyat, okurun hassasiyetini arttırırken, aslında insanı insana yaklaştırıyor.

Edebiyat bu yakınlığı ve farkındalığı yaratmanın yollarından biri ise eğer, polisiye yazarları bunu suç kavramı üzerinden yapıyor.

Ülkemizde suç edebiyatı türünde eserler veren polisiye yazarlarını bir çatı altında toplayan, Türkiye Polisiye Yazarları Birliği’nin Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri ile bu birliğin oluşum süreci ve hedeflerini konuştuk, türün sorunlarını masaya yatırmaya çalıştık.

Cenk Çalışır

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak,üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Algan Sezgintüredi

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Katilin Uşağı, Kanla Karışık, Süperben, Katilin Şahidi, Katilin Meselesi, Maktulün Şansı, Katilin Şeyi,

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

Cenk Çalışır: Polisiye Yazarlar Birliği, iki yılı aşkın bir süreyi resmi bir girişim olmaksızın niyete ve özveriye dayalı bir şekilde tamamlamasının ardından dernekleşti. Bu süreçten söz ederek başlayalım istiyorum. Birlik, dernek olma, yan yana, kol kola durma haline neden ihtiyaç duyuldu? Bu fikir nasıl doğup, gelişti ve hayata geçti?

Algan Sezgintüredi: 2015’ten beri düzenlenen Kara Hafta etkinliklerinin ilkinde, dünyanın en önemli Sherlock Holmes uzmanı kabul edilen Amerikalı editör ve avukat Leslie S. Klinger’la tanışmıştım. Klinger, Amerikalı polisiye yazarları birliğinin (MWA) üyesiydi ve mali işlerinden sorumluydu. Yaptıklarını, yazarların birbirlerine nasıl destek olduklarını, yardım ettiklerini, haklarını koruduklarını gıptayla dinlerken gayet klişe “Biz neden yapmıyoruz?” sorusu düştü aklıma. Sonuçta şartlarımız, sıkıntılarımız, bir yazarın kendi başına neler yapabileceği ve yapamayacağı açıktı. İkinci Kara Hafta etkinliğinde birkaç meslektaşımla konuşurken arkadaşım Elçin Poyrazlar’ın da benzer bir fikre sahip olduğunu öğrendim. Konuştuk, diğer tanıdığımız yazarlara konuyu açtık. Herkesin ilgilendiğini görünce tanıdığımız, duyduğumuz, bulabildiğimiz tüm polisiye yazarlarına ulaşmaya çalıştık ve nihayetinde, Mayıs 2017’de çağrımıza cevap veren yaklaşık otuz yazar bir araya geldik. Önce neler yapabileceğimizi görebilmek için yasal bir bağlayıcılığı olmayan “Birlik” adı altında kaldık. Birlik olarak iki seneyi doldurup çabalarımızın olumlu sonuçlara varabileceğine dair ipuçları ve delilleri gördükten sonra (bu arada üye sayımız yüzü geçti) ikinci olağan kongremizde dernekleşme kararı aldık.

Cenk Çalışır: Polisiye Yazarlar Birliği’nin yurt dışındaki meslektaş örgütleri ile ilişkileri var mı ya da planlanıyor mu? Özellikle Türk Polisiye Yazarlarımızın eserlerinin yurtdışındaki tanıtımları, basımları konusunda derneğin bir faaliyeti olacak mı?  

Algan Sezgintüredi: Şu anda yurt dışıyla ilişkilerimiz kişisel ilişkilerle, bizzat tanıdığımız, görüştüğümüz yabancı yazarlarla sınırlı. Esasen resmî statüde değilken bile yapabileceğimiz, yapma kararı aldığımız şeyler vardı. Mesela ilkini geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Kristal Kelepçe ödül törenini, davet edeceğimiz Petros Markaris, Tess Gerritsen, Philip Kerr(maalesef geçen sene hayatını kaybetti) gibi yabancı dostlarımızın katılacağı panel ve imza günleriyle bir mini-festivale dönüştürecektik. ABD ve İngiltere başta (başta çünkü en köklü yazar birlikleri onlarda) bağlantıya geçip kendimizi tanıttığımız yazar birliklerinin düzenlediği festivallere katılacaktık. Maalesef iş, beğenelim, beğenmeyelim, dönüp dolaşıp ekonomiye ve politikaya dayanıyor. Velhasıl yaşadığımız ekonomik krizler ve küresel politikada yaşanan sıkıntılar bu heveslerimizi şimdilik kursağımızda bıraktı. Dernekleşmemizin sebeplerinden biri de bu: Yasal düzlemde dernek olarak yapabileceklerimiz, birlik olarak yapabileceklerimizden fazla. Ama zaman alacak, orası kesin. Yazarlarımızın yurt dışında tanıtım ve basımlarında da benzer sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Amerika ve İngiltere piyasalarında yabancıların yer bulması çok zor. Nitelikli çevirmen az ve dolayısıyla pahalı. Daha beteri, önce ülkemiz yayınevlerinin ve kitapçılarının bizlere bakışını değiştirmemiz gerekiyor. Ağır çaba isteyen işler bunlar. Yapmaya çalışıyoruz; umutsuz değiliz elbette.

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Ercan Akbay

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Akıl Çelen, erkekler Ağlamaz, Kueal Dışı Öyküler, Fotoğrafçılar Kulübü & Nadia Groza Dosyası, Tilki Tilki Saat Kaç, Yağmurdan Önce, İstanbul Efsaneleri, Ten Kokusu, Değirmenlere Karşı

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

Cenk Çalışır: Derneğe üye olmak için yayınlanmış bir polisiye eserin olması şartı var. Yayıncılar, eleştirmen ya da çevirmenler ve hatta okurlar üye olamayacaklar mı?

Ercan Akbay: Bir meslek birliği ya da derneğindeki üyelerin o mesleğin, yani yazarlığın dışındaki kişilerden oluşması teoride mümkün olmasa da, bizler birliğimizin temel yasasında (şimdi artık dernek tüzüğümüz) bu konuda bazı istisnalara yer verdik ve onur üyeliği kavramını ortaya koyduk. Türkiye suç edebiyatı çerçevesi içinde kalmak kaydıyla; eleştirmen, makale yazarı, yayıncı ve çevirmen olarak içinde yer aldığımız mesleki alana katkılarda bulunan edebiyat insanlarını bünyemiz içine katmayı uygun bulduk. Oybirliğiyle aldığımız bu karar sonrasında uygulamaya koyduk ve bildiğiniz üzere, değerli edebiyat insanları Sevin Okyay ve Erol Üyepazarcı’ya ilk Kristal Kelepçe onur ödüllerini takdim ettik.

Cenk Çalışır: Bir çok derneğin hedefinde kendi üyelerinin eserlerine öncelik veren çalışmalar vardır. Bu kapsamda Poyabir’in yayıncılık gibi bir hedefi var mıdır? Dernek, masanın diğer tarafına geçecek mi?

Ercan Akbay: Şimdilik yapmayı hedeflediğimiz faaliyetler arasında yayıncılık yok ama bu gelecekte hiç olmayacağı anlamına gelmiyor. Hazır olduğumuzda dijital yayıncılık, dergicilik gibi alanlara girebiliriz, üyelerimizi çeşitli platformlarda daha iyi tanıtmak ve onları hak ettikleri saygınlığa kavuşturabilmek için elimizden helen her türlü çabayı göstermeye kararlıyız.

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Ayşe Erbulak

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Anne Bak Kim Geldi, Çok Şekerli Ölüm, Cinayet Sınıfı Başkanı, Ödüllü Ölüm, Limoni Ölüm, Dokuz Oda Cinayetleri

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

 

Cenk Çalışır: İlk kez geçtiğimiz yıl verilen Kristal Kelepçe ödülünden söz edelim istiyorum. Seçici kurul üyelerini, dernek üyelerinin haliyle polisiye yazarlarının oluşturduğu kıymeti yüksek bir ödül. Yılın en iyi polisiye roman kategorisinde verildi bu derece. İleriki yıllarda en iyi ilk roman ya da en iyi öykü, türe katkı gibi diğer başlıklara da ödüller gelecek mi?

Ayşe Erbulak: Ben gelişimden yanayım. Bir şeyler yaparken hep üstüne koymaya önem veren ve geçmişten ders almayı sevenlerdenim. Ama bu benim tek başıma değil kurul üyesi diğer meslektaşlarım ve başkanımızla birlikte alacağımız karardır.

Cenk Çalışır: Sizin yazarlık dışında çevirmenliğinizi de göz önüne alırsak, Türk Polisiye romanlarının dünyadaki örneklerle kıyası hakkında neler söylersiniz? Türk okuru Türk Polisiyesine hak ettiği ilgiyi gösteriyor mu?

Ayşe Erbulak: Okur olmadan bizler yazamayız. Ama önce birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor. Sonra diğer tür yazarların da bizleri desteklemesi gerekir. Zaten okuma oranının çok az olduğu bir ülkede bizler kendimize yeni okurlar yaratmaya çalışıyoruz. Yabancı polisiye yazara çok ilgi gösteren okur Türk Polisiyeye aynı değeri vermiyor. İşte bizler de bunu birlik olarak kırabiliriz.

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

 

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Ekin Açıkgöz

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Her İşte Bir Hayır Vardır

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

 

Cenk Çalışır: Üyeleri bir arada tutan fikir nedir? Dernek olarak hedefleriniz nelerdir? Üyelerin sizden beklentileri nelerdir?

Ekin Açıkgöz: Her meslek, zanaat ve sanatta olduğu üzere, edebiyat emekçiliğinde de sıkıntılar, açmazlar çok. Bazıları büyük bazıları küçük. Bazıları okura yansıyor, biliniyor; bazıları bilinmiyor. Bazılarından yayınevinin bile haberi yok. Umursanan dertlerimiz var, umursanmayan dertlerimiz var. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlarmış. Polisiye yazarının halinden de polisiye yazarı…

Elbette çay içip dertleşelim diye bir araya gelmedik. Dernekler belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek için teşekkül etmiş topluluklardır. Bana göre bu tanımdaki anahtar ibareler ‘ortak amaç’ ve ‘çalışma’. Birlikten güç doğar. 

Bizimle aynı mücadeleleri veren, aynı işe gönül vermiş, aynı heyecan ve aynı üzüntüleri yaşayan herkesle birlikte bir komünite oluşturuyoruz. Ortak dertlerimize ortaklaşa çözüm arıyoruz. Hepimizin beklentisi; hem nicelik hem nitelik olarak daha çok ürün verebilmek, daha fazla okura erişmek, daha büyük kitlelerin polisiyeyi sevmesi, yerli polisiyenin kıymet görmesi, emeklerimizin karşılığını maddi-manevi alabilmek. 

Türkiye Polisiye Yazarları Derneği üyeleri olarak gönüllüyüz ve çalışıyoruz. Yönetim Kurulu’nun yanı sıra, çok sayıda çalışma grubumuz var. Sosyal medya çalışma grubu, yayınlar çalışma grubu bunlardan bazıları. Polisiye yazınını geliştirmek, Türkiye polisiye yazarlarının bilinirliğini artırmak için projeler üretiyoruz. Üyelerimizin tanıtımları için prosedürlerimiz var; herhangi bir üyemizin kitabı çıktığında duyuruyoruz, imza günlerini, söyleşilerini anons ediyoruz, meslektaşımızı destekliyoruz. 

Komünitemiz ortak proje üretmek, sinerji yaratmak isteyen üyelerimiz için ‘networking’ imkânı sağlıyor. Türkiye polisiye yazarlarına ulaşmak isteyen taraflar içinse bir merkezi karşı taraf, bir temsil kurumuyuz. Misal, “Polisiye senaryoya ihtiyacım var” diyen TV yapımcısı derneğimizle irtibata geçiyor, normal şartlarda ulaşması imkânsız olan 100’ün üzerinde yazara aynı anda ulaşıyor.

2018 yılında ‘Kanlakarışık’ isimli öykü derlememiz okurlara ulaştı. 2019 yılında ilk kez ‘Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Roman Ödülü’nü takdim ettik. Bu iki önemli girişimin sürekliliğini sağlamamız lazım. Önümüzdeki dönemlerde fuarlara katılmayı, küçük şenlikler organize etmeyi istiyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri de gündemimizde.

Cenk Çalışır: Okurun karşısına dernek olarak çıkıyor olmak onlarda bir beklenti yarattı mı? Size ulaşan okur talepleri nelerdir?

Ekin Açıkgöz: Dernek bir kurumdur, bir olguyu, bir vizyonu temsil eder. Derneğin sadece mevcudiyeti bile, Türkiye’de ‘polisiye edebiyat’ diye bir olgunun varlığını, polisiyenin tek kişiden ibaret olmadığını ortaya koydu. Okurlardan en çok aldığımız tepki, “Ne kadar çok polisiye yazarı varmış!” oluyor. 

‘Yerli polisiye’ diye bir kavram kullanılıyor artık. İnsanlar ‘yerli polisiye okuma maratonu’ yapıyorlar, yeni yazarlar deniyorlar, eleştirilerini paylaşıyorlar, birbirlerine kitaplarımızı öneriyorlar. “Şunu beğendim, bunu beğenmedim.” diyorlar, özgürce ifade ediyorlar. Özgür ifadeyi gelişim vesilesi kabul ediyoruz, sevinç duyuyoruz. Belli bir alt tür – misal ‘siyasi polisiye’ – okumak isteyen okurlar bizden tavsiye istiyorlar. “Yerli polisiye ön yargım sayenizde kırıldı.” diye bize ulaşan okurlar oluyor, çok mutlu oluyoruz.

Benim polisiye okuru kimliğim, polisiye yazarı kimliğimden önce gelir. Bir polisiye okuru olarak, daha iyi, daha çok ve daha çeşitli polisiyeler okumak isterim. Okurların bizden beklentisi, bu isteğin gerçekleşmesine destek olmamız. Yapmaya çalıştığımız da tam olarak bu.

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

 

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Oğuzhan Aslan

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Üç Musa, Kıyamet Günlüğü & Kayıp Hanedan

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

 

Cenk Çalışır: Üyelerinizin tamamı yazar olsa da her birinizin başka alanlarda kariyeri var. Örneğin siz bir Avukatsınız. Bu bağlamda Poyabir akademik çalışmalara imza atacak mı? Örneğin türün geçmişine ışık tutacak araştırmalar ya da Türkiye’deki seri katiller hakkında bir çalışma olacak mı? Dernek olarak böyle bir görevlendirme söz konusu mu?

Oğuzhan Aslan: Türkiye’de ne yazık ki tırnak içinde ifade etmek gerekirse “geçim kaygısı” olmaksızın edebiyatla veya sanatla ilgilenmek şu an için ve hatta yakın gelecekte mümkün değil. Sanatsal etkinlikleri sayesinde yaşamını idame ettirecek geliri elde eden sanatçı sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Hatta bırakın sanatçıları, yazarları editörler, çevirmenler, redaktörler, genel yayın yönetmenleri, yayınevi sahipleri bile salt sanatın, edebiyatın getirileri ile hayatını devam ettirebilecek ekonomik gereksinimlerini karşılayamıyor. Bunda ülkedeki ekonomik gelişmelerin olumsuz bir tabloda seyretmesinin etkileri yanında sanata, edebiyata yatırımın az olması da çok etkili. Bu da beraberinde sanat camiasının ve özellikle edebiyat dünyasının aktörlerini farklı kariyer planları yapmaya itiyor. Bilhassa yazarlarımız, o çok sevdikleri kalemlerini ellerinden bırakmak istemedikleri, sürekli üretmek istedikleri halde 8.30-17.30 mesai saatleri içinde debelenmekte, arta kalan zamanlarından ayırabildikleri ile üretmeye çalışmaktadır.

Tabi, bu işin sadece bir yüzü. Esas kariyeri farklı meslek gruplarında olduğu halde sanata, edebiyata gönül verdiği için bu alanda eserler ortaya koyanlar, çeşitli sanat alanlarında icrada bulunanlar da yok değil. Sanırım ben de onlardan biriyim işte. Birlik içinde de mesleki kariyerini zamanla yazarlıkla taçlandıran çok sayıda üyemiz mevcut. Bunun hepimiz adına olumlu etkileri de olmuyor değil. Bu sayede herkes mesleki bilgilerini aktararak yeni romanlarında, hikayelerinde birbirini besleyebiliyor. 

Birlik içindeki bu kozmopolit durum elbette bizi, yani yönetim kurulunu ve üye arkadaşlarımızı akademik çalışmalar yapılması noktasındaki planlamalara sevk ediyor. Mensubu olunan mesleğin polisiye edebiyata katkılarını arttırmak adına akademik araştırmalar yapılması, bu alanda atölyeler kurulması, yaratıcı yazarlık adına yeni bilgiler kazandırılması yönünde bazı adımlar atmayı tasarlıyoruz. Bu noktada akademisyen olan üyelerimizin de çeşitli tasavvurları mevcut. Şu an planlama aşamasında olduğundan içeriği hakkında kesin şeyler söylemem doğru olmaz ama yakın zamanda bu planlamaların meyvesini vereceğini sanıyorum.

Cenk Çalışır: Türün takipçileri için Kara Hafta etkinlikleri adeta bir festival tadında geçiyor. Poyabir de bu organizasyona katılımı ile destek veriyor. Ülkemizde polisiye başlığı altında düzenlenen etkinlik ve organizasyonlar yeterli mi? Poyabir’in bu konuda ileriki yıllar için bir planlaması var mı?

Oğuzhan Aslan: Kara Hafta İstanbul Festivali her sene Pera Palas Otel’in katkılarıyla ve sevgili Can Erol’un özverileri sayesinde icra ediliyor. Yurt içinden ve yurt dışından polisiye edebiyat meraklılarını bir araya getiren toplantılarda, yerli ve yabancı yazarları tanıma imkanı buluyorsunuz. Bu oturumlar bilhassa yerli polisiye edebiyatımızı da domine etmesi bakımından çok kıymetli. Ancak şu anda bütün yük Kara Hafta İstanbul Festivali’nin üzerine yıkılmış gibi duruyor. Yılın 365 gününün yalnız 2-3 günlük bir kısmında polisiye edebiyat alanında panel tertiplemek, yazarları ağırlamak, polisiye üzerine konuşmak, tartışmak yeterli değil. Sadece Kara Hafta Istanbul var diye içimizin rahat etmemesi gerekir. Etmiyor da. Yerli polisiye edebiyata ilgiyi arttırmak, henüz yerli polisiye edebiyat alanında kalem oynatan ancak okurlarca keşfedilmemiş yazarları tanıtmak, diğer ülkelerdeki polisiye edebiyat organizasyonları ile bağlantı kurmak adına biz de Birlik olarak farklı konseptlerde toplantılar icra etmeyi planlıyoruz. Bu noktada Birlik’in son genel kurul toplantısında alınan kararla, yönetim kurulu üyemiz Armağan Tunaboylu görevlendirildi. Kendisi yapılacak organizasyonun detayları üzerinde çalışıyor. Bu yıl içerisinde detayları belirlenip projesi tamamlanacak etkinliğin duyurusunu yapmak ve o gün orada polisiye severlerle buluşmak için sabırsızlanıyorum. Poyabir üstlendiği misyonun hakkını verecek bir çalışmaya imza atacaktır şüphesiz ki.

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Doruk Ateş

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Ölü Doğanlar, Mabet, Mabet (Kari-a 1), Buz ve Ateş

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

 

Cenk Çalışır: Özellikle son dönemde polisiye türüne TV ve sinemada ilginin bir hayli yüksek olduğunu görüyoruz. Edebi tür olarak ele aldığımızda bir okur neden polisiye okur?

Doruk Ateş: Yakın zaman önce göz gezdirdiğim bilimsel bir çalışmada insanların sosyal medya içeriklerini tüketme hızıyla alakalı hayli ilginç veriler vardı. Öyle ki içerik tüketme hızı mobil aygıtlarda bir saniyenin altına inmiş durumda. Bu şu demek oluyor: bakıyor, geçiyoruz. Durup izlediklerimiz, okumaya değer bulduklarımız ise bizde merak uyandıran, muamması olan,şaşırtan şeyler. Dikkatimizi celbetmeyenler ise saniyeler içerisinde kendi evreninde kayboluyor. Bence bu veriler hem edebiyat hem de sinema dünyası için çok ciddi uyarılar barındırıyor. Seyirci/okuyucu artık şunu istiyor!İzleyeceği/okuyacağı eser fazla uzun olmayacak, meraklandıracak, keyif verecek ve sonuyla şaşırtacak.

Polisiye yapısı gereği, tam da yukarıda anlatmaya çalıştığım şeyi sağlıyor okurlara. Bir kere uzun karakter betimlemeleri yok, geniş mekan tasvirleri yok, olay var, hareket var ve şaşırtan bir son var. Ayrıca günümüzde polisiye roman geçmişte olduğu gibi “katil kim?” sorusu üzerine yoğunlaşmıyor,yaşayan bir organizma gibi evrim geçirerek, hayatta kalmak ve çoğalmak için edebiyat dünyasına göre şekil değiştiriyor. Bugün polisiye romanlarda sadece suç ve çözümü yok! Bulmaca yazmıyor yazarlar. Altın çağında olduğu gibi toplumu ve onu oluşturan bireyleri anlatmayan salon cinayetleri, uşaklar, bahçıvanlar da yok! Toplumun ta kendisi var! Toplumu oluşturan insanlar var! Toplumun yaşadığı ülke ve çevre var! Siyasi ve politik aktörler var! İyi ve kötü, masum ve suçlu, namuslu ve namussuz var! Okur, içinde yaşadığı toplumu görebiliyor polisiye romanlarda, orada yaşayabiliyor.

Cenk Çalışır: Aynı soruyu tersten alırsak bir yazar neden polisiye türünde yazar?

Doruk Ateş: Yazar dediğimiz kişi de içinde bulunduğu toplumun bir parçası. O nedenle aynı cevabı tersten verme şansım olsa, bir önceki cevabı verirdim.

Şöyle diyeyim, nitelikli polisiye romanlardaki katiller, ülkemiz cezaevlerinde bulunan “suçlulardan” daha gerçektir. Polisiye romanların sayfa aralarında saklanan katiller, sayısız gerçek suçludan daha ağır cezalar çekerler. Kimi polisiye romanlardaki karakterler, sokakta karşınıza çıkacak kadar sahicidir. Sahici olmak zorunda olmadığı halde!

Bu cümleleri şu nedenle yazdım. Bundan otuz yıl evvel ülkemizde polisiye yazan neredeyse kimse yokmuş. Polisiye edebiyatın ülkemizde köklü bir geçmişi var denir ama saymaya kalktığınızda o kadar çok yazar da kitap da bulunmaz. Neden yazılmamış diye soruluyor. Saygıdeğer yazar büyüklerim, türe gönül vermiş okurlar, edebiyat tarihçileri, akademisyenler türlü cevaplar veriyor, haklılar da. Oysa, “Neden polisiye yazılmamış?” sorusunun cevabı benim için bir tane! İhtiyaç yokmuş.

Bugün polisiye eserlere ihtiyaç var. Kötülerin/suçluların her geçen gün daha çok egemen olduğu bir dünyayı ancak o toplumun bireylerinin okuyabileceği nitelikteki metinlerle anlatabiliriz. Kim, neden ve nasıl sorularının cevaplarını, bir muamma eşliğinde ve okuru yormadan, kitabın kapağını kapattırmadan anlatmanın en iyi yolu polisiye. Kötülüğü, kötülüğün kaynağını, nedenlerini, maruz kalanlar üzerinde bıraktığı izi polisiye ile anlatmak bence daha kolay.

Ayrıca polisiye, yaşadığımız şehirleri anlatmak, sokaklarında gezinmek, tarihinden bahsetmek için de ciddi alan açıyor yazara. İçinden geldiği gibi küfür edebiliyorsun kötüye, kötülüğe. Hem yazması da keyifli. Bunların hepsini birleştirince bir yazarın niye polisiye yazdığı çok net ortaya çıkıyor. Ben size sorsam, diğer yazarlar neden polisiye yazmıyor?

 

T.C.

DARK İSTANBUL POLİSİYE YAZARLARI AMİRLİĞİ

SORUŞTURMA DOSYASI

 

 

 

ŞÜPHELİ İFADE TUTANAĞI

Tutanağın düzenlendiği yer: Dark İstanbul Polisiye Yazarları Amirliği

Olay adı: İstanbul İl Sınırları içinde Polisiye Yazarları Birliği adında edebiyat örgütü kurmak, üye olmak, yönetmek ve propagandasını yapmak

Olay No: 2020/0202

 

İFADEYİ VEREN

Adı Soyadı: Armağan Tunaboylu

Mesleği: Yazar

Suç delilleri: Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri, Karakol, Cinayetleri Park Cinayetleri, Konsey Cinayetleri,

 

İFADEYİ ALAN

Adı Soyadı: Cenk Çalışır

Görevi: Dark İstanbul Polisiye Yazarları  Soruşturma Bürosu Amiri

 

ŞÜPHELİNİN İFADESİ

 

Cenk Çalışır: Polisiye türü son zamanlarda daha çok güdeme geliyor olsa da satış adetleri ve bilinirlik açısından bakıldığında birkaç kişi ile sınırlı gibi duruyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Armağan Tunaboylu: Evet maalesef öyle. Hâlâ bir kaç kişi biliniyor, hatta bir kişi. Oysa bizim Poyader’e bakalım neredeyse yüz civarında üyemiz var. Polisiye yazıp da bizden haberi olmayan ya da bizim kendilerinden haberimizin olmadığı bir o kadar yazar daha vardır. Bir de ülkemizde kitap okunmadığı söyleniyor ki doğru değil sanırım en azından yayınevleri durumlarından hoşnut. Ama biz gene de kitap okunmuyor klişesinin arkasına sığınıp, polisiye hiç okunmuyor diyebiliriz. Okur sayısı yazar sayısından az diye şaka da yapabiliriz. Okur yelpazesini biraz daha daraltmak için kendimizi tanıtamıyoruz da diyebiliriz, her kitapçıda kitaplarımız bulunmuyor da diyebiliriz -ki bu da doğru. Başka ülkelerde kitaplarımız yayınlanmıyor, Türkiye modası geçti diyorlar, bu da doğru. Sonuçta 1884’ten günümüze toplu bir sıçrama yaratamadık.

Bence biraz kendimize bakmak gerek. Okuru yakalayacak kitaplar yazabiliyor muyuz? Burada da okur ne istiyor sorunsalı devreye giriyor. Kaliteli kitaplar mı istiyor, yoksa yavan hikayelerle tatmin oluyor mu? Diğer tüm yazarlar gibi ben de iyi bir şeyler yazdığımı düşünüyorum, en azından bir yerde bir sayfa okuyan benim farkındalığımı fark eder diye düşünüyorum. Lakin hâlâ bilinir ve tanınır değilim.

Polisiye bizi birçok ülkeden önce ziyaret etti ama sanırım hâlâ romanın, hikâyenin geç gelmesinin sıkıntılarını yaşıyoruz. Sanırım okur da 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan, Private Eye’ın çöktüğü dönemdeki masalları istiyor. 

Cenk Çalışır: Polisiye romanların, konuları gereği detaylı olarak ve dikkatle ele alınmaları gerek. Kurguları detaylı ve incelikli hesaplamalara dayanıyor. Bu türde eserler vermiş birisi olarak polisiye romanın yazarını en fazla yorduğu yer neresidir?

Armağan Tunaboylu: İlk yazmaya başladığım zamanlarda romanın sonunda çakılıyordum. Son beş defa katil sekiz defa değişiyordu. Tam her şey yoluna giriyordu ki bu defa başlangıcın sona uygun olmadığı ortaya çıkıyordu. Ya başlangıcı yeniden yazmak zorunda kalıyordum ya da ortalara bir yerlere konuyu açıklayacak bir şeyler koyuyordum. Ritim filan yerlerde tabii. Kısacası aynı kitabı beş altı defa baştan sona yazmam gerekiyordu.

Sonra Öykü Yazarlığı Atölyeleri yönetmeye başladım. Buralarda “ince bir planlama”, “yol haritası” vs anlatmaya başladım. Başkalarına öğretirken ben de öğrenmeye başladım. Şimdi başını sonunu biliyorum, ortasını yazmak sıkıntılı oluyor.

Karakter yaratmada zorluk çekmiyorum ama o karakter benim yaşantılarımın dışında bir hayata sahipse araştırma yapmak, birileriyle konuşmak zaruriyeti doğuyor. Zengin ve asil bir karakteriniz varsa ona J&B içiremezsiniz, Bentley’e binmesi gerekiyorsa BMW’ye bindiremezsiniz. Haliyle Bentley’nin içini, konforunu bilmeniz gerekir filan. Bunlar beni kısıtlayan ve zorlayan şeyler

Yorum (0)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. zorunlu alanlar işaretlendi *